Mehmet Nazım Hikmet Ran, 20 Kasım 1901 tarihinde, Osmanlı hakimiyetindeki Rumeli ili Selanik’te, Ege Denizi’nin üstünde usulca sallanan kayıkları ve kıyıdaki olta atmış balıkçıları gören, ahşap bir konakta doğdu. Nazım Hikmet Hayatı kısaca, İsmini dedesinden alan Nazım, doğumundan sonra ailesiyle birlikte paşa dedesinin yanına, Halep’e taşındı. Kısa süren bu beraberlikte kulaklarında, Mevlevîlik’i seçen Nazım Paşa’nın, Mevlevîhâne’de okuduğu Mesnevî’nin satırları kaldı.

Nazım Hikmet RAN Eğitim Hayatı

Nazım Hikmet Hayatı kısaca şöyle devam ediyordu, ilkokula başlayacağı yıl İstanbul’a göç eden aile, Göztepe’de yerleşti. Nazım ise Mekteb-i Sultaniye’de okuyor, sık sık okuldan kaçıp, Beyoğlu’ndaki pastanelerde, saman kağıdına şiirler yazmaya çalışıyordu. Şiirlerindeki saf coşku, kısa zamanda ilgi çekti. Yazdığı, ‘’Bir Bahriyeli’nin Notları’’ şiirinden etkilenen Denizcilik Nazırı Cemal Paşa’nın el yazısı mektubuyla, Heybeliada’daki Denizcilik Mektebi’nin kapısından adımını attı.

NAZIM HİKMET HAYATI KISACA
NAZIM HİKMET HAYATI KISACA

Lise son sınıfta, Hamidiye Kruvazör’ünde stajyer olarak güverte subaylığını yaparken, gece nöbetine verildi. Buz gibi bir gecede, deniz rüzgarını göğsüne yiyince zatürreye yakalandı. Hayata tutunmayı başaran Nazım, ne yazık ki Bahriye’den ayrıldı.

Zor durumdaki İmparatorluk, onu muallim olarak Bolu Lisesi’ne atadı. O sırada Bolşevik Devrimi’ni yakından izliyor, gazetelerde onlar hakkında çıkan haberleri kesip, saklıyordu. 

20 yaşındayken, inandığı değerlerle yakından tanışmak için Moskova’daki Doğu Emekçileri Üniversitesi’ne kayıt oldu. Okul yıllarında yaşadığı öğrenci yurdunda yazdığı, ‘’Dağların Türküsü’’ kitabıyla, Şair Nazım Hikmet olarak tanınmaya başladı. 

Nazım Hikmetin Türkiye’ye Dönüşü ve Zor Zamanları

Türkiye’ye dönmesiyle, gönlünde yaralar bırakacak mahkumiyetleri de başladı. Ordu içinde isyan çıkartma teşebbüsüyle 28 yıl hapis cezası aldı. Elinde çanta, koltuğunun altında defteriyle girdiği Bursa Cezaevi, onda unutulmaz izler bıraktı

İnsanın yüreğine işleyen en güzel eserlerini, parmakların ardında yazdı. Yeri geldi; ‘’Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine’’ dedi. Yeri geldi, sırtını duvara yaslayıp güneşe bakarak, ‘’Toprak, güneş ve ben… Bahtiyarım...’’ dizelerini geçirdi aklından. Ancak hapiste ölüm orucuna başlayınca, durumu iyice ciddileşti.

1950’de çıkartılan genel af ile ölmekten kıl payı kurtulan şairin, eşiyle geçirdiği mutlu günler, aldığı tehdit mektuplarıyla sık sık aksıyordu. 

Sonunda dayanamadı ve aşık olduğu vatanını terk etmek zorunda kaldı. Sovyet Rusya’ya yerleşen şair, memleket hasretiyle kitap yazıp, evinde Türkçe plaklar dinliyor, sık sık Kahire’ye uçarak, vatanını en azından havadan görüyordu. Dünya şairinin Sovyetler Birliği’ne kaçması, Türkiye’de ona olan tepkiyi de arttırdı. Kitapları toplatılan, yazdığı tiyatro oyunlarının gösterimi engellenen Nazım Hikmet, 25 Temmuz 1951’de Meclis kararı ile Türk vatandaşlığından çıkarıldı.

Nazım Hikmet Ran’ ın Ölümü

Yaşam, sonu olduğu için güzeldi Nazım’a göre. Onun hikayesinin sonu da, 3 Haziran 1963’teki bir Moskova sabahında buldu onu. Gazetesini almak için kapıyı açıp, dışarı çıktığında geçirdiği kalp kriziyle hayatını kaybetti. 

Tarihimizdeki önemli kişilerin hayatlarını incelemek için tıklayabilirsiniz.